Hiç
Ben senin bir şeyin değilim; Ben senin hiçbir şeyinim.
HIKAYE
Ersin Niyaz
11/2/20256 min read


Git.. nasılsa dönüp dolaşıp geşeceğin yer benim. Çünkü ben senin bir şeyim değilim. Ben senin hiçbir şeyinim. ekim ayında söküp attın yüreğimin tarlalarına ektiğim fideleri. Artık içim nadas. İçimin aleviyle yandı ruhumda bıraktığın anızlar. Şimdi git. Sen gitmenin erbabısın. Benden korktuğun için git. Ama bilki benden giderken gene bana varacaksın. Kendini gene bende bulacaksın. Çünkü ben senin bir şeyin değilim. Benden ne kadar uzağa kaçarsan kendini o kadar hiçlikte bulacaksın. An gelecek başka dallar tutacaksın. Senden önce kaçanların tutuğu gibi. Sanma bu yolun ilk yolcususun. Senden önce de kaçanlar oldu. Hepsi kendisini gene bende buldu. hiçbirisi bıraktığı beni bulamasa da. Hepsi gittiğine pişman oldu. Dönüp dolaşıp geleceğin yer benim. Yanıp sönüp göreceğin ben olduğum gibi. Sevda bir ölüm kalım meselesi. Sen öldün ben kaldım. Seni bir ekim ayında gömdüm; üstüne halen toprak atıyorum. Satıyorum sevdayı üç kuruşa, hiç pazarında. Lakin kimse piç bir sevdaya alımkar değil. Çünkü bırakıp giden kadın yana yakışan yar değil. Akmıyor sözüm dizeye. Söz konusu sen olunca sözüm lal. Hal böyle olunca kala kalıyorum; tezgahımda bayat bir sevda. Hayat ise tezgahın önünden akıp geçen. Seçen olur mu senden sonra beni, bilmiyorum. Beklemek geçiyor içimden. Dedim ya dönüp dolaşıp geleceğin yer benim. Lakin, hayat akıp gidiyor önümden. Ben beklemenin erbabıyım, beklerim seni de. Eğer değseydi beklemeye her dönen.
Esaretin sonbaharında istirahate çekilen bir ağaç gibi kala kaldım. Yaprağım düştü, toprağıma karıştı. Oysa tek temennim barıştı. Menfi bahtım müsbet talihle yarıştı. Ve sen gittin; düşen bir yaprak gibi. Kasımda hazan, düşen yaprakta dahi bir nazan. Adın aklımda Demir Kazık. Ne yöne düşünsem sen. Nereye düşsen toprağım. Dedim ya bu bahar belki son değil. Lakin bu sonbahar hoş değil. Niyetimde bir inziva, bu bekleyiş boş değil. Loş değil seni gösteren şavk. Adında bir toprak kokusu. Adın bana muhtaç; ben sonbaharın ilk yağmuru. Adın bana ihtiyaç. Adın hekim defterinde yazan ilaç. Kala kadım bir ağaç gibi. Köküm toprak, suyum sen. Can çıksa bedenden, çıkmayan huyum sen. Adım Yusuf olsa, adın Züleyha; içine düştüğüm kuyum sen. Bir ağaç, hiç ormanında; tek başına kala kalan. İçi çürük, çürüğe kurt dolan. Zaman dallarımın arasından esip geçen bir yel. Yel eser; yarın güne, gün düne döner. Gün batar, şavk söner. Ve sen gidersin. Git. Sen gitmelerin erbabısın. Ben beklemenin. Ama seni beklemeyeceğim.
Oysa kurulmuş hayaller vardı. Durulmuş bir su gibi, pür-ü pak, berrak. Zemheriden bir kara kış esti geldi. Aralık mıdır kapanan kapılar diye düşünürken; buz tuttu her yeri. Kırağı düştü hayallere. Aç kalmış bir sevdaya yetmedi bir gönül. Muhtaç kaldı bir başkasına. Bir ağı düştü aşa. Kaderde yazılan geldi gene başa. Taşa oturup şiirler yazdım. Sana, seni anlatan. Her dizesi gözümden yaş damlatan. Kurulmuş hayaller vardı her dizede. Ve sorular... "talih güler mi bize de?" Kurulmuş hayaller, bir hiç aleminde. Alenen kurulmuş, alelade.
Ruhun ocaklarına tüneyen bir incir kuşuydu son gülüşün. O gülüşün tohumları dikti ocağıma bu incir ağacını. Ocak ayazında yanmayan bir ocak gibiydi yokluğun. Soğuk, isli ve paslı. Kastı neydi hayatın? Önce verdi sonra aldı. Elimde hiç kaldı. Kumsalda bir toz zerresi; kainatta bir gezegen. Seni düşünürken, sensizlikte ben. Evet, bilinen ve keşfedilen tek hayat bende. Sen beni ne kadar da küçümsesen, kendini ne kadar büyük görse de hayat bende; içine düştüğün hiç evreninde. Bir incir ağacıyım yoluğunda. Sanki tohumu gelen Hiç Ormanından. Köküm ocak, dumanım yaprak.
Gıyabında doğurmuş annem beni bir Şubat ayazında. Dedim ya ömür karakış hala. Hala başladığı yerde. Sanki mutluluklar kısa sürsün diye seçilmiş doğduğum ay. Yokluğundan geriye kalan herşey çok kısa. Ha bir de gidişin var. İşte o çok uzun. Yürüdüğün yol Saman yolu; hiçlikte bir zaman kolu. Aklımda bir soru; "Hiç sevdin mi beni?" Hiç güldün mü aklına düştüğümde? Sen hep bir hayaldin bende ömrümün hiç düşlüğünde. Bense artık ikamet ederim senin mazi çöplüğünde. Hatırlarsın terk etmiştin beni bir düğünde. Ben ise suçu hep buldum kaderdeki kördüğümde. Oysa suçlu sendin. Sen gittin. Hiçbir şey demeden, uzun cümleler hiçliğinde.
Ilkyaz gibiydi seni gördüğüm o Mart. Cemre gibi düşmüştün gönül toprağıma. Yanmadan önce ısınmıştı yüreğim korunla. Bahar gelmişti şehre. Çiçekler senin hatrına açmıştı o baharda. Kuşlar senin adını söylemişti. Genişti gönlümün kafesi; sen yüreğimi daraltmadan önce. Önce bahar gelmişti. Sen gelmiştin. yada ben öyle sanmıştı. Kanmıştım gelişine ve o hafif meşrep gülüşüne. Hafif meşrep dediysem hemen celallenme. Gittin diye ardından iftira edecek değilimi. Niyetim adabının altına gizlediğin işveni övmek. Benim ağzıma yakışmaz senin gibi kadına sövmek. Ki sana verilecek en büyük ceza seni sevmek. Hiç mevsiminde gelmiş bahardın ömrüme. Üç cemren vardı; biri aklıma, biri gönlüme, biri şiirime düştü. Sana şiir yazmak ne güzel düştü. Ama görüyorsun her dizeye kahrın üşüştü. Hiç mevsiminde gelen bir bahardın; bir geldin pir gittin. Çiçek bile açmaya kalmadı. Ağaçlara su yürümeden geldi hazan.
Aşkın adı yağmur olsa Nisan'da yağardı. Bir nisan yağmurunda seninle ıslansak Tanrı gökten aşkı sağardı. Boğardım kör talihimi ellerimle, ellerin olsaydı ellerimde. Lakin sen gittin, ellerin ceplerinde. Ardına bile bakmadın. Belki gözündeki yaşı sakladın bir nisan yağmurunda. "Kendinle barış" dedin senin için verdiğim savaşı yasakladın. Savaş benimdi; gittin ve sen kazandın. Oysa sen kader kalemi; sayfamda aşkı yazandın. Hiç yağmurunda yıkandı sayfalarım. Mürekkebin aktı ve gittin. Sen gittiğinde sayfa hiç yazılmamış gibi paktı.
Nal dedi, mıh demedi kader. Oysa kazanacaktık savaşı, deseydi. Ahvale mayıs gelmiş gibi harıdı tebessüm. Küsüm artık arda kalanlarıma. Seni beklemeyeceğim. Şifalandırdım kusurlarımı, seveceğim kendimi ve teklemeyeceğim bir kriz mevsiminde. Ekilmiş bir fidem yok kinde. Peki ya sen? Senin gönlün kimde. Hiç düşündün mü? Düşersen kim tutacak elinden? Seni bir hiç diyarına sürgün ettim; hadi çık çıkabiliyorsan düşümde. Beni bilirsin ben üşenmem. Eğer zoruna giderse seni düşünmem, sana söz bir daha seni düşünmem. Bundan sonra senin için düşüm ben. Kov kovabilirsen ben düşünden. Düşür hadi beni dilinden. Kov hayaletimi ilinden. Medet ara ilimde; ve tezahürümü... eski bir kilimde. On dördü ayın sanki, sanki sen dünyaya geldin. Karanlık yüzü ayın, sanki hayale dalan yeldin.
Aylardan neydi ilk gittiğinde. haziran mı? Uzun cümleler kurmuştun giderken. gerçekten neydi mevsim? Neydi zaman? Benim tek hatırımda olan, sarı sıcak bir mekan. Cehennem gibiydi sessizliğin. Söylesene bir insan nasıl sessiz kalabilir o kadar uzun cümleler kurarken? Sanki kurduğun cümleler zamanın çarkıydı. Zaman bozuk bir saat; sana kurulu. Sende duran. Kimdi zamanı sana kuran? Neydi mevsim. Sıcaktı sen giderken. Hazirandı takvim. Saatleri kırık bir kadran. Değişmekteydi iklim. Hiçi kaç geçerken kırıldı kadran? Bilen yok. Daha önce hiç durdu mu zaman? Duyan yok.
....sarılmak sana. Ömür bir an olsa, o an sarılmak sana.
Petros taş demekmiş. Senin kalbin soyundan gelir. Ben ise alimim; benimkisi ilimden beri. Biliyorum bir gün döneceksin geri. Arayacaksın beni bırakıp gittiğin yeri. Yerle yesan ettiğinden habersiz beni; öyle alelade ve pejmürde, çıkıp geleceksin. Baharın son mevsimi başlarken. Bir mümin şeytanını taşlarken. Sıcak su kurbağayı haşlarken. Çıkıp geleceksin kaybolduğun hiçliğin içinden; benden. Bendeyse ruh çoktan ayrılmış olacak bedenden. Cevap beklemeye hakkın yok artık niyeden nedenden.
